790 TL ve Üzeri Alışverişlerde Kargo Bedava!

KENEVİR TOHUMU YAĞI

Tarih: 29.06.2022 14:51
KENEVİR TOHUMU YAĞI
Kenevir Tohumu Yağı Nedir ?
  İnsanlar tarafından binlerce yıldır liflerinden, fizyolojik ve psikolojik etkilerinden, besin ve yağ üretiminde ise tohumlarından yararlanılan kenevirin anavatanı Orta Asya olup, insanlık tarihinde ilk kültürü yapılan bitkilerden biridir. 4500 yıldan beri Çin’de ekimi yapılan bu kadim bitkinin tarihte kullanılmaya başlandığı zamandan itibaren kullanımı çok farklı alanlara taşmıştır. Tekstil (iplik, kumaş, çadır bezi, kalın sicim, halat yapımı, Şile bezi ve Rize bezi gibi özgün dokuma tekniklerinde geleneksel kullanımda),kâğıt, inşaat (çatı ve duvar yapı malzemesi vb.),uzay sanayii ve otomotiv sektörleri, biyobozunur plastik üretimi, kozmetik, ilaç ve gıda desteği üretiminde kullanılır. Tohumları doğrudan kuşyemi olarak veya insan beslenmesinde, elde edilen yağı ise yine kümes hayvanlarının ve besinsel değeri sebebiyle insan beslenmesinde, ayrıca sabun yapımında, aydınlanmada ve cila, muşamba, tual boyası yapımında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
,
Geçmişten Günümüze Kenevirin Sağlık Alanında Kullanımı İlk kültürü yapılan bitki olduğu düşünülen kenevirin insanoğlu tarafından kullanımı binlerce yıl öncesine gitmekte, Hindistan ve Tibet’te çiçeklerinin ve reçinesinin meditasyonda ve çeşitli dinsel ritüellerde kullanıldığı bilinmektedir. İmparator Chen Nung tarafından yazılan ilk Çin farmakopesinde (M.Ö.3200) kenevirin yorgunluk, romatizma ve sıtma tedavisinde kullanıldığı yazmakta olup, kaynaklara göre kenevir tohumları yağı ve protein içeriği sebebiyle egzamada, psöriazisde antienflamatuvar olarak Çin tababetinde kullanılmıştır. Yaklaşık 3000 yıl önce yazılan Ebers Papirüsü’nden ve Asur tabletlerinden kenevirin yaygın bir şekilde ilaç olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kenevir aynı zamanda Eski Yunan ve Roma dönemlerinde de iyi bilinen ve ilaç olarak kullanılan bir bitki olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu döneme ait veriler incelendiğinde kenevirin özellikle ağrı kesmek ve duygu durumunu iyileştirmek amacıyla kullanıldığı gözlenmektedir. Romalı bir hekim olan Galen, medikal keneviri reçete eden hekimlerdendir ve Romalı aristokratların akşam yemeğini kenevir içeren bir tatlıyla sonlandırdıklarını notlarına ilave etmiştir. İbn-i Sina El-Kanun Fi’t-Tıb adlı eserinde, kaynatılmış kenevir köküyle yapılan kompresin ateşi düşürdüğünü yazmıştır. Tıbbi amaçlarla kenevir kullanımının önce Arabistan, sonrasında da tüm Ortadoğu’ya yayılması dokuzuncu yüzyıla tekabül etmektedir. Ünlü gezgin Marko Polo’nun 13. yüzyıl sonlarında, doğu seyahati dönüşü seyahatnamesinde bahsetmesiyle kenevir bitkisi Avrupa’nın dikkatini çekmiş ve yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Alman bir botanist ve hekim olan Leonhart Fuchs, 1542’de yazdığı bitkisel tedavileri içeren kitabında suda kaynatılarak ilgili bölgeye sarılan kenevir kökünün gut hastalığına iyi geldiğini yazmıştır. Portekizli hekimler Garcia da Orta ve Cristobal Acosta kenevirin öforik, sedatif, iştah açıcı, halüsinojenik ve afrodizyak etkilerinden bahsetmişlerdir. 18. yüzyılın sonunda Napolyon’un ordusu Mısır dönüşü Fransa’yı kenevir ile tanıştırmıştır. İrlandalı Dr. O’Shaughnessy, Hindistan’da kenevir bitkisinin analjezik, antispazmodik, antiemetik ve hipnotik amaçlarla kullanıldığını gözlemlemiş ve Hindistan’dan edindiği bu bilgilerle 1840’lı yıllarda Birleşik Krallık’ta kenevir bitkisinin tıbbi kullanımının yayılmasını sağlamıştır. 1890’larda Kraliçe

STRES: Limon vb. narenciye türlerinde yaygın olarak bulunan d-limonen, güçlü antioksidan özellikleriyle bilinmektedir. Yapılan fare çalışmalarında d-limonen’in hipokampüste ve prefrontal kortekste serotonin ve dopamin aracılığıyla anksiyolitik etki gösterdiği ispatlanmıştır. Buna ek olarak perilik asitin- karaciğerde sentezlenen bir limonen metaboliti- sıçan beyninde stres karşıtı etki gösterdiği saptanmıştır.

ANKSİYETE: Yapılan çalışmalar kenevirin hem anksiyojenik ve hem de anksiyolitik olabileceğini göstermektedir. Düşük dozlarda Δ 9 -THC’nin anksiyolitik etki gösterdiği, buna karşın yüksek dozda Δ 9 - THC’nin ise anksiyojenik etki gösterdiği saptanmıştır. Aynı çalışmada hem hayvanlarda hem de insanlarda limbik ve paralimbik bölgeleri etkileyerek anksiyolitik etki gösterdiği bulunmuştur.
Tek doz 600 mg kannabidiol’ün kullanıldığı randomize klinik çalışmada, jeneralize sosyal anksiyete bozukluğu olan 24 katılımcı yer almış ve plasebo ile karşılaştırıldığında kannabidiol’ün bu kişilerin toplum önünde konuşmaya bağlı anksiyetesini giderdiği gösterilmiştir. Bu veriler bize neden dünya genelinde pek çok kişinin anksiyete şikayetlerinden kurtulmak için kenevir kullanımına yöneldiklerini açıklamaktadır

KEMOTERAPİ: Kemoterapiye Eşlik Eden Bulantı-Kusma Bilindiği gibi bulantı ve kusma kanser kemoterapisinde kullanılan ilaçların en sık görülen yan etkileri arasında bulunmaktadır. THC ve kannabidiol’ün CB1 reseptörleri üzerinden ve başka birtakım mekanizmalarla bulantı ve kusmayı önlediği bilinmektedir. Dronabinol ve nabilon özellikle konvansiyonel antiemetiklerle sonuç alınamayan kanserli hastalarda, kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmanın giderilmesinde 1980’li yıllardan beri klinikte kullanılmaktadır.

UYKU BOZUKLUĞU: Uyku Bozuklukları Nabilon ve dronabinol ile yapılan kısa süreli tedavilerin obstrüktif uyku apnesinde yararlı olabileceği ile ilgili çalışmalar bulunmaktadır. Nabilonun aynı zamanda post-travmatik stres bozukluğuna bağlı kabusları azalttığı ve kronik ağrısı olan hastalarda uyku kalitesini artırdığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır.

DİYABET: Diyabetik sıçan modelinde kannabidiol’ün makrofajlardan IL-12 salınımını ve plazma IFN- seviyelerini düşürmek suretiyle β hücre zedelenmesini yavaşlattığı anlaşılmıştır. ve bu sebeple diyabette endokannabinoitlerin önemine ilişkin çalışmalar artmaktadır. Ancak bu ana mekanizmayla ilgili olan kanıtlar henüz yeterli düzeyde değildir. Bununla birlikte diyabette, karaciğerde glutatyon rezervlerinin önemli ölçüde azaldığı ve lipit peroksidasyonunun da arttığı tespit edilmiştir. Diyabetik sıçanlarda yapılan bir çalışmada CBD’nin karaciğerde glutatyon rezervlerini artırdığı ve buna bağlı olarak lipit peroksidasyonunu azalttığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada aynı zamanda diyabetik nöropatiden sorumlu olan mekanizmalardan biri olan düşük NGF konsantrasyonlarının da, CBD tedavisiyle arttırılabildiği saptanmıştır. Diğer bir çalışmada CBD ve THC’nin, α-tokoferol ve askorbattan daha yüksek düzeyde antioksidan aktiviteleri olduğu kanıtlanmıştır. Tüm bu veriler değerlendirildiğinde kenevirin özellikle diyabetik nöropati gibi oksidatif mekanizmaların rol aldığı komplikasyonlarda umut verici olduğunu, ancak diğer mekanizmalarla ilgili ileri araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu söylemek mümkündür.

 
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Yükleniyor...